Sarı Kantaron Yağı

Her Dokunuşta İyilik


Modern şehir hayatının yıpratıcı etkileri ile baş etmenin en doğal yolu yine doğadan geçiyor. Modernleşmenin en yoğun yaşandığı ülkelerde uzun zamandır sağlık uzmanlarının önerisiyle en sık kullanılan ürünlerin başında gelen sarı kantaron yağı, daha sakin ve huzurlu bir hayata destek veriyor.


Faydaları


Hypericum cinsi Clusiaceae familyası ve Hypericaceae alt familyasına dahil olup dünyada 400 kadar türü kapsamaktadır. Sarı kantaron olarak da bilinen Hypericum perforatum bu türlerden biridir. Çok yıllık, sarı çiçekli bir bitkidir. Tüysüz, dik, genellikle tabanda odunsu bir yapıya sahiptir. Yaprakları sapsız, oval ve doğrusal olup, saydam glandüler noktalar içerir. Hazirandan eylüle kadar çiçek açabilir. Yöresel adları; yara otu, bin bir delik otu, püren, kan otu, koyun kıran, kılıç otu, kuzu kıran ve mayasıl otu olan Hypericum perforatum, dünyada St. John bitkisi olarak isimlendirilmektedir.
Hypericum kelimesi bitkinin sözde bu mistik yeteneğine atıfta bulunularak; Yunanca hiper (yukarıda) ve eikon (görüntü veya hayalet) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur.


Açıklama


Bitkinin toprak üstü kısımlarının hidroalkolik ekstreleri; % 60 etanol veya % 80 metanol içerir ve altı ana gruptan oluşur. Bu gruplar; naftodiantron, floroglusinoller, flavonoidler, biflavonlar, fenilpropanlar ve proantosiyanidinlerdir. Bunlara ek olarak daha az oranlarda, taninler, ksanton, uçucu yağlar ve amino asitler de mevcuttur. Bütün bu bileşikler, kuru ham H. perforatum bitkisinin ana bileşenlerini temsil eder.

Bilimsel Faydalar

H. perforatum’un yara iyileştirici aktivitesinin, fibroblastik aktivite ve kollajen sentezindeki artıştan kaynaklandığını rapor eden çalışmalar da mevcuttur

Literatürde, Hypericum perforatum’un üst parçalarının ham bitki özütünün in vitro olarak antibakteriyel aktivitesinden ötürü geleneksel tıpta, yara tedavisinde, deri hastalıkları ve bulaşıcı hastalıklarının tedavisinde kullanımını destekleyen bir dizi çalışma mevcuttur

Bir çalışmada H. perforatum özü içeren merhemin yanık iyileşme süresini kısalttığına ve antiseptik etkinlik gösterdiğine değinilmektedir. Rapora göre geleneksel yöntemlerle yapılan tedavilerle kıyaslandığında merhem ile tedavi edilen birinci derece yanıklar 48 saat içinde iyileşmiş, ikinci ve üçüncü derece yanıklar ise keloid (deride fibröz hiperplastik yara izi) bırakmadan üç kat daha hızlı iyileşmiştir.

Bitkinin yapısındaki amentoflavon, hiperforin ve hiperisin gibi maddelerin bitkiye antiinflamatuar, antibakteriyel ve antiviral özellikler kazandırmaktadır. (Kaynak Arşiv Kaynak Tarama Dergisi Archives Medical Review Journal)

Kantaron içerik olarak antrasen türleri (hiperisin ve psödohiperisin), flavonoidler, fenolik bileşikler (hiperforin), prosiyanidinler, C vitamini, karoten, protein, resin ve uçucu yağ barındırmaktadır (Ollivier ve ark., 1985; Dorossiev, 1985).

Kimyasal formülü: C30H16O8 olan hiperisin, naftodiantron yapısında olup psödohiperisin ve izohiperisin ile birlikte % 0,1–0,15’lik bir hacme sahiptir (Vanhaelen ve Vanhaelen-Fastre, 1983). Hiperisin’in antidepresan ve anksiyolitik etkisi olduğu ve iyi tolere edildiği belirlenmiştir.Etki mekanizmasıyla ilgili yapılan birkaç çalışmada sentetik 60 | Kantaron Otu (Hypericum perforatum) ve Hiperisin antidepresanlara (SSRI ve MAOI) benzediği, hiperisin’in sigma reseptörlerine afinitesinin olduğu ortaya çıkmıştır

Bitkilerle tedavilerde elde edilen sonuçların değerlendirilmesindeki hatalardan en büyüğü bitkiyi sadece bir madde olarak görme yanılgısına düşülmesi ve etkinin tamamının o maddeyle ilişkili olduğunun yanılgısıdır. Nedenine gelince bitkiler sadece bir değil onlarca etken madde ihtiva edebilmektedirler. İçerisindeki maddelerin etkilerini tek yönlü düşünmek mümkün değildir. Bunları birleştirilmiş bir vitamin, mineral, antibiyotik vs.den oluşmuş bir kapsül olarak düşünmek gerekir. İçerisinde bazı etken maddelerin diğerlerine oranla yüksek oluşu o maddenin etkisinin vücutta daha güçlü olacağını göstermiştir (Altınterim, 2010).